BİR MÜCADELE ÖYKÜSÜ: TÜRKİYE KADIN HAREKETİ

GÜÇLÜ VE SABIRLA BÜYÜYEN BİR MÜCADELENİN ÖYKÜSÜ:
TÜRKİYE KADIN HAREKETİ

80’li yıllardan bugüne, Türkiye kadın hareketinin toplumda, siyasette ve hukukta katettiği yolu Berlin.Kadınca.eu‘ya anlatan Kadın Koalisyonu Koordinatörü ve koalisyonun kurucularından, hak savunucu İlknur Üstün, “Türkiye kadın hareketi, her dönem güçlenerek ve yaygınlaşarak küresel kadın hareketinin önemli bir ayağı haline gelmiştir” dedi. Hareketin gücünü kadınların kendi hayatına ve yaşadıkları yere sahip çıkmasından aldığını belirten Üstün, “Bu hareketin bir diğer güçlü noktası da, birbirinden çok farklı kadın gruplarının yan yana gelmesi ve dayanışmasıdır” sözleriyle yerelden ulusala, ulusaldan uluslararasına uzanan kadın ağına dikkat çekti.

BETAK, Berlin’de Türkiye Kadın Hareketi’nden konuklar ağırladı

Kısa adı BETAK olan Türk Alman Kadınlar Birliği isimli derneğin “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü” etkinliğine katılmak üzere Berlin’e gelen İlknur Üstün ve avukat Oya Aydın Göktaş “Türkiye’de kadın hakları hareketinin tarihçesi ve Dünya Kadın Hakları Sözleşmesi” ile ilgili bir toplantıda yer aldılar. Toplantının ardından Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu “Bir Kadın Uyanıyor” adlı tek kişilik tiyatro gösterimini sahneye koydu.

’80’lerde sokağa çıktık, 90’larda kurumsallaştık, 2000’lerde bütünleştik’

Berlin.Kadınca.eu‘nun sorularını yanıtlayan Kadın Koalisyonu Koordinatörü İlknur Üstün, Türkiye’deki kadın hareketi gelişimini şu sözlerle anlattı:

“80’lerde kadınlar ilk kez güçlü bir şekilde sokağa çıktılar. Dayağa karşı ‘Bağır herkes duysun!’ kampanyasını yürüttüler ve bu kampanyadan sonra şiddet konusu, aile içi, mahrem bir konu olmaktan çıktı, görünürleşti. Neticede oradan gelen bir güçle Şiddet Yasası, İstanbul Sözleşmesi gibi mevzuat düzenlemeleri yapıldı.”

90’lı yıllarda kurumsallaşmanın ve örgütlenmenin yaygınlaştığını beraberinde kadın projelerinin egemen olduğunu söyleyen Üstün, “Bu yıllarda devlet içinde de belli mekanizmaların harekete geçtiğini görüyoruz; Kadın Statüsü Genel Müdürlüğü gibi kurumlar hayata geçti” dedi.

2000’li yıllara gelindiğinde ise birbirinden bambaşka; dili, dini, etnik ve cinsel kimliği çok farklı kadınların birbirinin derdini dinlemeye ve sahip çıkmaya başladığını kaydeden İlknur Üstün, ”Bu yaklaşımdan büyük bir dayanışma ve güç üretildi. Uluslararası platformda Türk kadın hareketi daha dikkat çekici bir noktaya geldi” şeklinde konuştu.

‘Medeni Kanun’daki değişiklikler kadınlar açısından büyük başarıydı’

Avukat Oya Aydın Göktaş da 2000’li yıllarda kadınların daha örgütlü, farklılıklarını kabul eden ve ortak noktalarda birleşerek etkin bir güç haline geldiklerini ifade etti. Avukat Aydın Göktaş, bu dönemde kadınlar çerçevesinde yasa değişikliği konusunda ciddi başarılar elde edildiğini kaydetti. Aydın Göktaş, ”Medeni Kanun’da önemli değişikliklere gidildi. Eski kanunda ‘Koca, birliğin reisidir’ hükmü vardı. Bu da erkeği aile içinde tek söz sahibi kılıyordu. Eşit haklar getirilerek, kadın ikinci cins olmaktan çıkarıldı” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü: “Mal rejimindeki değişim de kadının hayatında dönüştürücü oldu. Böylece kadını ekonomik baskıyla istemediği bir evliliğe hapseden koşullar büyük ölçüde bertaraf edildi. Aynı şekilde kadının cinsiyetini objeleştiren cinsel saldırı suçlarındaki kadın-kız ayrımı ortadan kaldırıldı.”

Yasalardaki kazanımlar, hayatları değiştirmeye yetmiyor

Avukat Oya Aydın Göktaş, gerek Medeni Kanun’daki değişikliklerin gerekse Türkiye’nin altına imza attığı ilk ülkelerden biri olduğu İstanbul Sözleşmesi’nin hayatları değiştirmeye yetmediğini şu sözlerle dile getirdi: ”Avrupa Konsey’i tarafından İstanbul’da imzalanan İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddetin bir insan hakları ihlali olduğunu vurguladı. Fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik kadına yönelik tüm baskıları bu kapsamın içine aldı. Altına imza atan ülkelere de bazı yükümlülükler getirdi: Önleme, koruma, cezalandırma ve politika üretme. Ancak Türkiye iç hukukunda bu sözleşme genelde gözardı edildi.”

Aydın Göktaş, erkek egemen anlayışın karar mekanizmalarında hakim olduğunu ve bu kazanımların işletilmesi önünde sürekli ara yollar denediklerini şu örnekle anlattı: ”Aile mahkemelerinde arabuluculuk sistemi yerleştirilmeye çalışılıyor. Bunu aile mahremiyeti kılıfında yapıyorlar. Boşanmalarda kadınların hangi koşullarda uzlaşıya zorlandığı mahkeme heyetince bile bilinmiyor. Şiddet gören ve boşanmak isteyen bir kadın, arabuluculuğun ardından yeniden boşanmayı talep ederse hakim geçmişteki şiddet delillerini geçerli saymıyor.”

Türkiye’deki siyasi irade kadın hareketinden korkuyor mu?

Türkiye’de  8 Mart Dünya Kadınlar Günü başta olmak üzere pek çok kadın eylemi polis müdahalesiyle karşılandı. Beraberinde siyasi irade kadın eylemlerini, sert bir üslupla eleştirdi. Bundan yola çıkarak sorduğumuz “Acaba Türkiye’de siyasi irade, kadın hareketinden korkuyor mu?” sorusuna Kadın Koalisyonu Koordinatörü İlknur Üstün şöyle cevap verdi: ”Bir mücadele ne kadar yükselirse ve direnç güçlenirse buna karşı kutbun da stratejiler geliştirmesi, bunu bastıracak yollar araması kaçınılmazdır.  Zaten eşitlik mücadelesi, bir iktidar talebini kırma mücadelesidir. Egemen olan ataerkil yapıya karşı bir mücadele veriyorsunuz, bu hayatın her alanına yansımış durumda. Hal böyle olunca buna karşı başka dirençlerin, üstünü örtmelerin olması beklenmedik bir durum değil.”

İlknur Üstün bu bağlamda örnekler de verdi, Seçim Yasası ile ilgili Türkiye’de siyasi partilerin mevzuatlarında yüzde elli eşitlik maddesini sağlamak ya da kaynakların eşitlik ilkesine göre dağılımına yönelik taleplerinin hiç bir zaman Meclis gündemine gelmediğini belirtti. Üstün, “Dolayısıyla taleplerimizin hedeflediği yasa değişikliği de yapılamadı. Sebebine baktığımızda ise kimsenin iktidarın karşısında yer almak istemediğini ve koltuğunu kaybetmekten korktuğunu görüyoruz” dedi.

Özlem Coşkun – Berlin.KADINCA.eu – 13.03.2019 – 23:55

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*