İSLAM’DA VE TASAVVUFTA KADIN

Yeryüzüne inen her din insanlığa farklı açılımlar getirmiştir ve hiç şüphesiz kadın, toplumsal açılımların en önemli dinamiğini teşkil etmektedir. Dinler tarihi, kadınların en ilkel dinlerden tek tanrılı dinlere kadar inanç sistemleri içinde son derece işlevsel roller üstlendiğini ortaya koymaktadır.

Hıristiyanlık’ta Hz. Meryem miti etrafında uhrevi bir etki alanı yaratan azizeler ya da Musevilik’te adı geçen kadın peygamberler, çok fazla bilinmese de herbiri kadınların, büyük dinler içindeki ağırlıklarına işaret ediyor… Peki, tek Tanrılı dinlerin sonuncusu İslamiyet’te ve onun kutsal kitabı Kuran-ı Kerim’de kadının yeri ve tarifi nedir? İslamiyet’te kadın hakları bir eşitlik çizgisinde değerlendirilebilir mi?
Uhrevi duyguların ve derin düşüncenin yoğunlaştığı Ramazan ayında, habere ve güncel gelişmelere kadının gözüyle bakan Berlin.KADINCA.eu tüm bu soruları, Türkiye’nin ilk kadın vaizi ve ilahiyat profesörlerinden Beyza Bilgin ile konuştu.

Beyza Bilgin: İslam’da kadın ve erkeğin ayrı tarifleri bulunmuyor

İslam’da kadın ve erkeğin ayrı tarifleri bulunmadığını belirten Prof. Beyza Bilgin, kadın ve erkeğin, insanın yaratılışındaki taraflar olduğunu ifade ediyor. Bilgin söz konusu görüşünü, Kuran’ın Kadınlar (Nisa) isimli uzun suresinin ilk ayetine dayandırıyor: “Ey insanlar, sizi bir tek nefisten yaratan, ondan eşini yaratan ve her ikisinden pek yok kadın ve erkek meydana getiren Rabbinize karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun!” Ayetin kadının veya erkeğin değil, fakat genel olarak insanın nefisten yaratıldığını bildirdiğine işaret eden Bilgin, klasik müfessirlerin çoğunun nefis deyimine yüklenen farklı anlamlara rağmen “erkek-Adem” seçimini yapaklarını ve “kadın-Havva”nın bu erkekten yaratıldığına hükmettiklerini kaydediyor.

Diyanet İşleri: “Nefsinden yaratmak” vücudun bir parçasından yaratmak manasında değildir.

Türkiye’nin ilk kadın vaizi, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bir heyete hazırlattığı tefsirinde konunun, ilgili diğer ayetlerle mukayese edilerek ayrıntılı olarak incelendiğini ve varılan sonucun şöyle olduğunu bidiriyor: “Bütün bu ayetlerle birlikte düşünülünce anlaşılıyor ki, “nefsinden yaratmak” vücudun bir parçasından yaratmak manasında değildir. Yani Havva’nın aslının Âdem’in kaburgası olduğu yolundaki yaygın inancın delili kabul edilemez. “


Bununla birlikte Diyanet’in bu yorumuna karşı çıkanların da bulunduğunu belirten Prof. Beyza Bilgin halk tarafından halen en çok okunan kitaplarda geleneksel yorumların bulunduğunu ve bu yorumlarda şu ifâdelerin yer aldığını kaydediyor: “ Geleneksel yorumlar, Tevrat’ın birinci kitabı olan ‘Yaratılış’ bölümündeki bazı ayetlerden kaynaklanmaktadır. Orada bulunan iki anlatımdan birincisi, insanın bir erkekle bir kadından yaratıldığını bildirirken, İkincisi ilk olarak Adem’in yaratıldığını, sonra onun uyutulması ve çıkarılan bir kaburga kemiğinden Havva’nın yaratıldığını bildirmektedir. Birinci bildiri değil de, ikinci bildiri esas alınıp Yahudi ve Hıristiyanlarca benimsendiği gibi Müslümanlarca da benimsenmiştir ve tefsirler dâhil pek çok İslam öğretisinde kullanılmıştır, kullanılmaya da devam edilmektedir.”

Beyza Bilgin: Kuran kadın haklarını düzenleyen ayetlerle dolu olduğu halde, bu kadar yüzyıl sonra Müslümanlar niçin hala kadın haklan konusunda tartışmaktadırlar?

İlahiyat Fakültesinde “Kültürlerarası Eğitim” ve “Dinlerde Kadın” yüksek lisans derslerini başlatan Beyza Bilgin, Kuran’da kadın haklarından özellikle söz edildiğini belirterek, bunu Kuran’ın vahiy olunduğu dönemde, kadınların uğradığı haksızlığa bağlıyor. Prof. Bilgin, Kuran’ın kadın haklarını düzenleyen ayetlerle dolu olduğunun altını çizerek, buna rağmen bu kadar yüzyıl sonra Müslümanların niçin hala kadın hakları konusunda tartıştığını şu tespitlerle masaya yatırıyor: “Ulemanın önemli bir bölümü Kuran’ın erkeği kadından üstün tuttuğu kanaatindedir ve bunun yaratılış özelliği olduğu iddiasındadır. İslamiyet’i anlatan halk için yazılmış el kitaplarında( Ahmediye, Muhammediye, Kara Davud, Envarulaşıkin vb.) kadın, erkeği yanıltan ve günaha girmesine sebep olan, fitne yaratık olarak gösterilmiştir”. Prof Bilgin, çoğu kişisel iddialara istinat edilen bu hükümlerin, ilmihal kitaplarına kadar geçtiğini, hatta İslam Hukuku‘nun dahi bunlara dayandırıldığını kaydediyor.


Bilgin: Ulemayı kadının eksik olduğu iddiasında cesaretlendiren şey, Kuran’a göre Kutsal Kitapların birbirinin devamı olduğu inancıdır

İlahiyat Profesörü Beyza Bilgin, tamamı erkek olan İslam ulemasını, kadına eksik değer biçen eski kültürlere katılmak hususunda cesaretlendiren şeyin, Kuran’da kutsal kitapların birbirinin devamı inancı olduğunu dile getiriyor. Bilgin, “Kuran’da kısaca bildirilmiş pek çok konu daha önceki kutsal kitaplardan yararlanılarak genişletilip açıklanabilir diye düşünülmüştür. Arap, Yunan, Roma, İran gibi erkek merkezli kültürlerin, erkeklere sağladığı menfaatlerden vazgeçmek herhalde kolay değildi. Oysa diğer pek çok konuda önceki kitaplar “muharref”tanımlaması ile kolayca dışlanabilmiştir” diyor.

Hz. Muhammed’in örnek yaşamına karşın, hala devam eden erkek evladın esas olduğu önyargısı

Soyun devam etmesinde erkek evladın esas olduğu önyargısının hala devam ettiğine dikkat çeken Beyza Bilgin, bu önyargının kadının ikincil konumda muamele görmesine neden olduğunu ifade ediyor. Söz konusu yanlış yaklaşımın kız çocuklarının tahsil hayatından alıkoyulup, çeşitli menfaatler karşılığı erken evlendirme adetleriyle devam ettirildiğini vurgulayan ilahiyatçı Prof Bilgin, ‘‘Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? İslam Peygamberinin erkek çocukları bebekken öldüğü, kızlarının da, küçük kızı Hz. Fatıma hariç, kendisinden evvel vefat ettiği düşünülsün bir kere! Hz. Fatıma ve ondan olan torunlar, Allah Elçisi’nin soyunu davam ettirmeye yetmiştir. Kız çocuklarına hayat hakkı bile tanımayan Arap toplumunda Allah Elçisi’nin soyunun kızından devam etmesi, düşünen insanlar için bir derstir. Ancak düşünmek çoğu zaman gelenekleri aşmaya yetmemektedir” diyor.

Bununla birlikte son yıllarda bu konuda yürütülen araştırmaların katettiği mesafeyi de gözardı etmeyen Bilgin Hoca, “İslam’ın kadınlara haklarını dünyanın bir çok yerinden önce verdiğini iddia eden çevreler artık alana yoğun katkılarda bulunmaktadırlar. İslam’da kadın konusu, yazılı ve görüntülü basında en çok işlenen konular arasına girmiştir, yurt içinde ve dışında en çok ısmarlanan konferans konularındandır. 2002 yılında itibaren İstanbul’da düzenlenen Güncel Sorunlar İstişare Toplantısı’nda kadın sorunlan müstakil bir oturumu teşkil etmiştir. Demek ki kadın konusunda ataların izinden giden gelenekçi anlayışın yerini, artık eleştirel düşünce ve en doğruyu bulma çabalan alabilecektir” ifadesini kullanıyor.

Bilgin: İslam’da da kadın hakları için mücedele edenler olmuştur. Öncü rol oynamış kadınlar Hz. Peygamberin yakın çevresinden gelmiştir

Öncü rol oynamış kadın karakterlerin Hz. Peygamber’in yakın çevresinden geldiğini bildiren Beyza Bilgin, onlar arasında kadın haklan açısından en aktif olanının Peygamber’in eşi Ümmü Seleme olduğunu şöyle anlatıyor: “Seleme, Kuran’ın hep erkeklere hitap et liginden şikâyet etmiş Hz. Peygamber’e. Bunun üzerine vahiy olunan ayette şu ifadeler yer alır; ‘‘Gerçek şu ki, Allah’a teslim olmuş bütün erkekler ve kadınlar, inanan bütün erkekler ve kadınlar, kendilerini adamış bütün erkekler ve kadınlar, sözlerine sadık bütün erkekler ve kadınlar, sıkıntılara göğüs geren bütün erkekler ve kadınlar, nefislerini kontrol eden bütün erkekler ve kadınlar, iffetleri üzerine titreyen bütün erkekler ve kadınlar ve Allah’ı sürekli anan bütün erkekler ve kadınlar için Allah mağfiret ve büyük mükâfat hazırlamıştır.”
Bilgin aynca, Havle isimli bir sahabe kadının kocasının kendisini küçük düşürecek şekilde boşamasını şikâyet etmesi üzerine vahiy olunan ayetlerin, Kuran’da ‘Mücadele” ismi ile bir sureye konu olduğunu ve Hz. Peygamberin eşlerinden Hz. Hatice’nin Peygamberin ölümünden sonra onun hadislerini eksik ve amacından sapmış bir şekilde rivayet edenlerle mücadele ettiğini de aktarıyor.


Bilgin: Kuran’da örtünme hem kadına hem de erkeğe hitap eden ve temhir amacı gütmeyen sade bir giyimdir

Berlin.Kadınca.eu için başörtüsünü de değerlendiren Beyza Bilgin, Kuran’da kadına ve erkeğe hitap eden örtünme ile ilgili ayetlere bir bütün olarak bakıldığında, istenenin maddi ve manevi olarak kendini teşhir amacı gütmeyen sade bir giyim olduğunu belirtiyor. İlahiyat Profesörü Bilgin, “Erkeklerden ve kadınlardan bakışlarını sakınmalarının istenmesi, hem fiziksel hem duygusal sakınmaya işaret ederken, mahrem yerlerin örtülü tutulmasının istenmesi hem örtü ile örtülü olmayı, hem de cinsel dürtülerine hâkim olarak evlilik ilişkilerinin dışına çıkmamayı öğütlediği kabul edilmiştir. Yoksa örtünmenin yakın akranının yanında söz konusu olmaması, mahrem yerlerin onların yanında açık tutulabileceği anlamına gelir ki, gerek toplum gerek aile terbiyesi bunu kabul etmez” diyor.

Bilgin, Mekke ayetlerinde, sosyal yaşayış içinde erkeğe ve kadına süslü ve güzel giyim tavsiye edikliği halde, Medine döneminin beşinciyi altıncıya bağlayan yılı gibi İslam’ın geç bir döneminde vahiy olunmuş bu ayette, özellikle kadınlara süslerini, kendiliğinden görünen kısım müstesna, yakın akrabaları dışındaki kimselere göstermemelerinin bildirilmesinin, açıklaması oldukça zorlayıcı bir konu olduğunu dile getiriyor. Klasik yoruma ve uygulamaya göre kendiliğinden görünen kısımlar el, yüz ve ayaklar olarak kabul edilirken daha önceki uygulamadaki yorumun abdest uzuvları okluğunu belirten Beyza Bilgin, Hz. Peygamberin hayatını anlatan hadis kitaplarında (Buhari, Müslim vb.) kadıların erkeklerle birlikle aynı havuzlardan abdest aldıklarının bidirildiğini kaydediyor. Beyza Hoca, kadınların zaman içinde, evlerinde oturmalarının, evlerinin sakin köşelerinde ibadet etmelerinin daha makbul olacağı, zaruret olmadıkça sokağa çıkmamaları, çıkmak zorunda kaldıklarında da hiçbir hat göstermeyecek bir elbiseye bürünmüş olmalarının kurala dönüştüğünü ve kadını yavaş yavaş sosyal hayattan kopardığını ifade ediyor.

Bilgin: Bazı otoritelerin başörtüsüyle ilgili ifadeleri, erkek bakış açısının bir uzantısıdır

Kadının başörtüsünü saçının bir telinin dahi görünmeyecek şekilde örtmesi bugün dahi Diyanet’in internet sayfasında tarif edilmektedir diyen Prof Bilgin, bunların Kuran ifadeleri değil, içinde yaşanılan çağın erkek bakış açısının uzantıları ve kadın üzerindeki otoritesinin ifadeleri şeklinde konuşuyor. Bilgin, “Benim uzun yıllardır yürüttüğüm A.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Kadın Çalışmaları Yüksek Lisans dersimde öğrencilerimle birlikte yaptığımız araştırmalar Kuran’ın kadın bakış açısıyla yeniden okunmasının ne kadar geniş görüşler getirdiğini ortaya koymuş bulunuyor” sözleriyle farz olanın tek bir çağın ulemasının yorumunu ayetmiş gibi izleyen yaklaşımın değil, ayetin vermek istediği mesajın arkasındaki evrensel mesajı yakalamak olduğunu vurguluyor. Beyza Hoca ayrıca, türbanın bir baskı unsuru olmaması gerektiğini şu sözlerle ifade ediyor: “Vicdan hürriyeti açısından hak tanınmasını savunmak başka bir şeydir, türbanı bütün kadınlar için belli şekilde bağlamanın çağlar üstü iman gereği (farziyeti) olduğunu savunmak başka bir şeydir. Farklı görüşler olmuştur, bugün vardır, yarın da İslam var oldukça devam edecektir. Türbanı, İslam’ı yaşamanın olmazsa olmaz şartı olarak görenlerle görmeyenlerin birbirini dışlamadan yaşayacağı bir ahlak anlayışını seçen birisiyim.”

Bilgin: İslam tasavvufunda ruhların cinsiyeti yoktur

Dinlerarası diyalog ve barışa katkıları sebebiyle Almanya’dan Liyakat Nişanı’nı alan Prof Beyza Bilgin, İslam tasavvufunda ruhların cinsiyeti olmadığını, onların bedenleşirken cinsiyet kazandığını ifade ediyor. Ayıca nefis ve ruhun kelime olarak dişil olduğunu belirten İlahiyat Profesörü, tarih içinde önemli kadın mutasavvıfların olduğunu şöyle anlatıyor: “Çağımızda bir dini lider yaşadı ve vefat etti. 2005 yılında onun doğumunun 100. yıldönümü hatırasına güzel bir çalışma yapıldı, tezhipli bir kitap hazırlandı. Ahmet er-Rufai’nin hazretlerinin halefi olan bu hanımefendi Samiha Ayverdi idi. Yine Schimmel’in araştırmasına göre, kendisine Allah tarafından Hatemu’l-Evliya mertebesi lütfedilmiş İbn Arabi’nin hırka giydirdiği on beş şahıstan on dördü kadındı, çünkü o kadınların, manevi hayatın her mertebesinde bir makama sahip olabileceklerinden, hatta “kutup” veya “eksen” gibi, velayet silsilesinin en yüksek derecelerine ulaşabileceklerinden emindi.” Beyza Bilgin, bazı tarikatların cem mekânlarında, Kahire’deki Rufa- i ve OsmanlIlar’daki Mevlevi tarikatında olduğu gibi, kadınlara mahsus haremlikler bulunduğunu bildiriyor. Başka bölgelerde kadınların merasimleri mücavir bir hane veya damdan izleyebildiklerini kaydeden Bilgin, kadınların bütün merasimlere sadece Türkiye’deki Bektaşi tarikatında aktif olarak katılabildiklerini söylüyor.


Hz.Rabia’ya da değinen Türkiye’nin ilk kadın vaizi Beyza Bilgin, Hz. Rabia’nın halk arasında yaygın olarak bilinmesini, onun ilk defa mutlak Allah aşkını sekizinci asrın züht ve takvasının katı sofuluğuna dâhil eden şahsiyet olmasına bağlıyor. “Eğer bir kadın Hak yolunda yürürse, artık o kadın olarak vasıflandırılmaz, o artık er’dir” sözü Rabia için söylenmiştir” diyen Beyza Bilgin,”Er” tabirinin cinsiyetine bakılmaksızın Hakk’a ciddiyetle yönelen her insan için kullanıldığının altını çiziyor.

İslam’da kadın peygamberler var mıdır?

Kadınlar arasında en fazla merak edilen bu soruyu da yanıtlayan Beyza Hoca, Kuran’da geçen peygamber isimleri arasında bir kadın ismine rastlanmadığını; ancak İslam ulemasının vahiy almaları açısından Musa’nın annesi ile İsa’nın annesi üzerinde tartıştığını söylüyor. Fakat çoğunluğun peygamberlikte erkekliği esas kabul ettiğini belirten Beyza Bilgin, ‘”Kuran ’da, Araplar arasında Hz. Peygamber’in herhangi bir insan olduğu halde vahiy almasını kabul edemeyenlerin, “Allah peygamber olarak melekleri gönderseydi ya’” demelerine cevaben; ondan önce de meleklerden değil, halktan kendilerine vahiy edilen ricalden başkasının peygamber gönderilmediği bildirilmiştir. “Rical” Arapça’da erkekler anlamından kullanıldığı gibi “er” yani kemale ermiş insan anlamında da kullanılmaktadır. “Ricalden biri denildiğinde anlaşılan saygıdeğer, güvenilir, yüksek ahlaklı biridir” diyor. Mutasavvıfların böyle kimseler için kadınlık veya erkeklik tartışmasını yersiz saydıklarını belirten Bilgin, “Onlar derler ki, Allah her ümmete peygamber gönderdiğini bildirmiş ama bize hepsinin cinsiyeti bildirilmemiştir. Eğer Allah kadından peygamber göndermeyi murat ederse elbette bütün kadınlık hallerini bizden iyi değerlendirmiş olacaktır” ifadesini kullanıyor.

Özlem Coşkun – Berlin.KADINCA.eu– 17.05.2019 – 12:30

Fotoğraflar: © Hüseyin İşlek Arşivi

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*