“KADINLAR ÖZGÜRLEŞTİĞİNDE ERKEKLER DAHA MEDENİ BİR TOPLULUĞA DÖNÜŞECEKTİR”

Berlin hafta sonunda, “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” öncesinde çok özel bir konsere sahne oldu. Türkiye’de emekten, barıştan ve özgürlükten yana politik duruşu ve eserleriyle tanınan değerli sanatçı Suavi, Kültürler Köprüsü Derneği’nin düzenlediği bir konserde Berlinlilerle buluştu. Berlin Urania salonlarında gerçekleştirilen konserde Suavi, gerek yorumuyla gerek sahnede paylaştığı anektodları, barış ve özgürlük içeren mesajlarıyla bir kez daha dinleyicilerinin gönlünü fethetti. Söz konusu mesajlar içinde kadınlar ve kadının emek-toplum dayanışması içindeki yeri de dikkat çekiciydi.

Suavi bu çerçevede kadının özgürlük hareketini ve bu toplumsal yansımasını KADINCA.eu’ya şu sözlerle değerlendirdi: “Kadının sömürülmesi, hiç bir erkeğin kendi fiziksel gücü üzerinden ahkam keseceği bir istisna içermez. Kadın yoksa, biz de yokuz. Tıpkı Neşet’in dediği gibi: ‘Ben insanoğluysam, kadınlar insanın ta kendisidir.’ Üstelik hangi renkten, dilden olurlarsa olsunlar kadınlar özgürleştiği zaman erkekler daha medeni bir topluluğa dönüşecektir.”

“Çocuklar hep aynı dilde ağlar”

Suavi ayrıca barış mesajları bağlamında savaşta en çok çocukların acı çektiğinin altını çizerek, “Savaş giderek çocuk coğrafyasını bitirir. Ben bu yanıyla Ataol Behramoğlu’nun söylediği gibi ‘Çocuklar dünyada hep aynı dilde ağlar’ diyorum. İngiliz çocuğu İngilizce ağlamaz. Türk, Kürt çocuğu ayrı dilde ağlamaz. Sonradan biz onları şekillendiririz, kuralların bunlar diye dayatırız” şeklinde konuştu.

Sanatçı, hiç bir çocuğun coğrafyasını, kimliğini belirlemediğini ifade ederek, “Çocukların bu masumiyetini gözeterek, koruyarak onları büyütmek biz güya büyük geçinenlerin asli görevi olmalıdır” dedi.

“Sanat, tedavi edici bir içeriğe sahiptir”

Suavi, konseri esnasında Türkiye’de sanata katkı sağlayan bir çok sanatçıyı yadetti. Sivas Madımak Oteli’nde yakılarak can veren düşün insanlarını andı ve Alman şair-yazar Bertolt Brecht’in “En büyük sanat, yaşama sanatıdır” sözüne vurgu yaparak yaşamın kutsallığını övdü.

Biz de KADINCA.eu olarak, kendisine Türkiye’deki yaşama sanatını ve sanatın bundaki katkılarını sorduk. Suavi, “Sanat, şu anda ülkemizde kolsuz, kanatsız, en büyük uzuvları kopartılmış durumda. Bu gövdeyi toparlamak için ise yine sanatın iyileştiren, tedavi edici yanına başvuruyoruz. İkinci Dünya Savaşı’nda örneğin, Paris Komünü’nde yaralı bereli insanlar ilk önce opera binasının inşa edilmesini istemiş. Neden? Çünkü sanat tedavi edici bir içeriğe sahiptir, ona sığınırız” şeklinde cevapladı.

“Kültürel doygunluk, ekonomik doygunluktan daha lezzetlidir

Suavi, aynı zamanda Kültürler Köprüsü Derneği’nin kültürleri kaynaştıran önemli bir işlev yürüttüğünü belirtti. Sanatçı, “Kültürel doygunluk, ekonomik doygunluktan çok daha lezzetlidir. Bu nedenle ben, derneğin ismini bu yanıyla çok benimsediğimi söylemeliyim” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü: “Konserde kültürler coğrafyasının bir evladı olarak diğer kültür insanlarını da yad ettim. Zira köprüde amaç iki kıyıyı birbiriyle buluşturmaksa, ben de dünyadaki tüm kıyıların bu dernek üzerinden masumane buluşmasına tanıklık ettim.”

Kültürler Köprüsü Derneği’nin yöneticilerinden İsrafil Yıldızkan da, derneğin amacının bütün dünya kültürlerini bir araya getirerek bağlar kurmak olduğunu belirtti ve “İnancımız şu ki, dünyaya barışı getirebilecek tek şey sanat ve kültürlerin kaynaşmasıdır. Biz de bunun için çalışıyoruz” dedi.

Özlem Coşkun – KADINCA.eu – 10.03.2020 – 21:30

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*