“KADINLARIMIZIN TERCİHLERİ DE, İHTİYAÇLARI DA SİYASET MALZEMESİ OLMAMALI”

Bundan on yıl önce dergimiz Egoiste/Kadınca için, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanlığı görevini yeni devralmış Kemal Kılıçdaroğlu ile gündemin sıcak konularını ve siyasette kadının yerini konuşmuştuk. CHP Genel Başkanı, o yıllarda başta kendi partisinde olmak üzere kadınlara “siyasette daha aktif olun” mesajını vermişti.

Kılıçdaroğlu ayrıca, dönemin tartışmalı konusu türbana da değinerek, “Kadınlarımızın tercihleri de, ihtiyaçları da siyaset malzemesi olmamalı” demişti.


Bugüne geldiğimizde ise özellikle Türkiye’deki son mahalli seçimleri göz önüne alırsak, CHP’nin büyük şehirlerdeki başarısının ardında ciddi bir kadın örgütlenmesi olduğunu görüyoruz. Ayrıca son on yılda Türkiye’de kadın hareketi içinde yer alan kadınların, toplumun geneline kıyasla kutuplaşmaları aşarak, başörtülü ya da açık kendi hakları için mücadele ettiklerine şahitiz.

İşte bu nedenle dünden bugüne, gerek siyasette gerek toplumsal hayatta kadınlarımızın yaşadığı değişime ayna tutmak adına Kemal Kılıçdaroğlu ile yaptığımız bu ilginç röportajı bir kez de Berlin.Kadınca.eu okurları için yayınlayalım istedik…

Egoiste/Kadınca: Sayın Kılıçdaroğlu, CHP’de yeni parti meclisi oluşturulurken % 25’lik bir kadın kotası uygulandı. Ama buna rağmen Türkiye’de bazı kadın örgütleri, partiyi merkez yönetim kuruluna az sayıda kadın üye aldığı yönünde eleştirdi. Ayrıca yine bu örgütler, kotanın Avrupa’daki % 40’lık kotanın çok altında olduğunu da belirtiyorlar. Bu konuda neler söylersiniz?
Kemal Kılıçdaroğlu: Türkiye’de kadın kotası uygulayan tek partinin CHP olduğunu düşünürsek, % 25‘lik kota aslında düşük bir rakam değil. Keşke diğer partiler de benzer bir uygulama içine girseler.. Böylece parlamentoda kadın milletvekili sayısı da artabilir. Aynı şekilde milletvekili seçim listelerinde de yine % 25‘lik kotaya uyuluyor ama maalesef, kadınlar son sıralarda yer aldığı için seçilme şanstan da buna bağlı olarak düşük oluyor. Burada olması gereken belki şu: Kadınlar siyasete kota aracılığıyla değil de biraz daha aktif girebilseler, dişe diş mücadele edebilseler, eminim % 25‘in de üstüne çıkacaklardır.

Egoiste/Kadınca: Peki Türkiye’deki kadınları daha aktif bir siyaset yaşamı için nasıl motive etmek gerekiyor?

Kemal Kılıçdaroğlu: Öncelikle kadınların siyasette karşılaştıklan sorunlara biraz daha yakın ilgi göstermek gerekiyor. Bir yerde bir tıkanma varsa; örneğin partiye üye olmalan esnasında önlerine engeller konuyorsa, bunların bir an önce bertaraf edilmesi lazım. Tabii kadınların kararlılıkları da bu konuda ciddi rol oynuyor.
Ayrıca bir başka önemli nokta da; üniversiteyi bitirip siyasete atılan kadın sayısı bizde oldukça az. Çünkü kadınlarımız üniversiteyi bitirdikten sonra, ya kamuda ya da özel sektörde görev yapıyor. Herhangi bir siyasi partiyle ilişkileri ancak sempatizan düzeyinde oluyor. Emekli olduklarında ise siyasete biraz daha fazla ilgi gösteriyorlar. Benim arzum, yeni anayasa ile hak ve özgürlükler genişletilebilirse , kadınların siyasi partilere üyeliklerinin de önünün açılması. Böyle bir olgunluğu Türkiye’de göstermeliyiz. Sadece siyasette değil toplumun genelinde bunu hayata geçirmeliyiz. Mesela özel sektörde çalışan ve siyasete girmiş bir kadının patronları tarafından hoşgörüyle karşılanması lazım. Onların siyasete girmesinden ötürü memnun olunması lazım. Böyle bir tabloya ihtiyacımız var. Ama ilk etapta bunun bir hedef olarak belirlenmesi gerekiyor; yani ancak ‘kadın siyasete daha fazla girmeli’ dedikten sonra, bunun çerçevesini oluşturabiliriz. Bütün mesele, erkek egemen siyasal partilerin bu düşünceyi önce kendi kafalarında oluşturmaları ve içselleştirebilmeleridir.

Egoiste/Kadınca: Sayın Kılıçdaroğlu kadınlann merak ettiği bir başka konu da, sizin başkanlığınızdaki CHP nin türban konusundaki düşünceleri. Bu konu hakkında neler söylersiniz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Türban olgusu, Türkiye’nin bir başka gerçeği, bir başka sorunu. Sorunun sert bir şekilde ortaya çıktığı yer ise üniversiteler. Bu konuda Anayasa Mahkemesi’nin ve Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi’nin kararları çıktı. Ancak sorun ortada duruyor ve bir an önce çözülmeyi bekliyor. İyi tanımlanırsa rahatlıkla çözülebilir diye düşünüyorum. Biz parti olarak bu sorunu çözmeye kararlıyız. Kararlıyız derken, türbanı yasaklayarak, yani yasakçı bir anlayışla değil; tam tersi toplumsal uzlaşıyla çözmek istiyoruz. Çünkü türbanın birden fazla tercih nedeni var: Bazı kadınlanmız inancı nedeniyle, bazıları geleneksel olarak ya da beğendiği için, bazıları da dışarı çıkabilme gerekçesi olarak türban takıyor. Elbette sokaktaki kadının giyim tarzı kimseyi ilgilendirmiyor.


Bu konudaki sıkıntı üniversitelerde düğümleniyor. Kız çocukları türbanıyla okumalı mı, okumamalı mı? Bize göre kız çocukları mutlaka okutulmalı, her halükarda eğitimden faydalanmalı … Belki kendi koşullarında, kendi tercihleri doğrultusunda okutulmalı… Ama ona okuma olanağı yaratırken başörtüsü takmayanların da özgürlükleri güvence altına alınmalı. Bir anlayış, başka bir kişi ya da kişiler üzerinde baskıya dönüşürse özgürlük olmaktan çıkar. Toplumun bir kesiminde bu konuda ciddi endişeler var. Bu nedenle atılacak her adım, alınacak her önlem sağlıklı bir araştırma ışığında yapılmalı. Kadınlarımızın tercihleri de, ihtiyaçları da siyaset malzemesi olmamalı.

Egoiste/Kadınca: Almanya’dan Türkiye ile ilgili izlenen başka bir gündem maddesi de ‘Demokratik Açılım’ ya da başka bir deyişle Kürt Sorunu. Uzunca bir süre belirsiz kalan ‘Demokratik Açılım’, Kürtler nezdinde özerklik olarak ortaya çıktı. CHP’nin söz konusu özerklik talebine yaklaşımı nasıl? Bölgenin sorunlarını nasıl çözülmeli? Bu konuda ortak bir paydada buluşmak mümkün mü?

Kemal Kılıçdaroğlu: Eğer bir yerde sorun varsa, makul ve mantıklı yaklaştığınız sürece ortak çözümler de üretilebilir. Güneydoğu Anadolu’da yaşanan sorunların kronikleşmesinin temel nedeni, siyaset kurumunun çözüm üretememesidir. Şimdiye kadar bölgede teör var dedik; işi askere havale ettik. Ama olmadı; silahla sorun çözülmüyor. 30 yılı aşkın deneyim bize bunu gösterdi. O zaman olması gereken nedir? Siyaset kurumunun çözüme hazır olmasıdır! Arzu edilen çözümü üretmenin elbette zorlukları var. Eğer Güneydoğudaki sorunu gerçekten çözmek istiyorsanız önce bir yol haritası ortaya koymalı ve genele yayılacak toplumsal bir destek aramalısınız. Bölgeye gitmeli, sorunları birinci ağızdan öğrenmelisiniz. En önemlisi de sıkıntıları aşmak için halkın, sivil toplum kuruluşlarının, üniversitelerin, medyanın desteğini almalısınız.


Özerkliğe gelince, Türkiye üniter bir yapıya sahip. Özerklik BDP’nin ve PKK’nın bir talebi olarak gündeme geliyor. Bölge halkının büyük bir kısmının özerkliği istediği kanısında değilim. Onlar beraber barış içinde yaşamak istiyorlar. Ama buna paralel, yerel yönetimlerin yetkileri genişletilebilir. Yine yerel yönetimlerin mali olanakları genişletilebilir. Tabi bu reformlar sadece o bölge için değil, Türkiye’nin her tarafında ortak bir anlayışla hayata geçirilmelidir. Zaten uzun süredir bu tür çalışmalar bürokraside yapılıyor. Örneğin belediye gelirleri yasasının yeniden düzenlenmesiyle ilgili talepler öteden beri mevcut. Bölgeye dönersek, burası için zikredilen özerklik ayrışmaya neden olur ve bizim ülke olarak ayrışmaya değil, entegre olmaya ve birlik içinde güçlenmeye ihtiyacımız var. Niçin Doğu’daki insanımız Batıya ya da Batıdaki insanımız Doğuya gidip yaşayamasın? Hedefimiz bu olmalı. Bu nedenle herkesin ayrıştırma sürecini tetikleyecek politikalardan, söylemlerden dikkatle kaçınması gerekiyor.

Egoiste/Kadınca: Yine Güneydoğu Anadolu’yu esas alırsak, bölge kadınlarının da ciddi sıkıntıları olduğunu görüyoruz: Eğitim hayatından uzak tutulma, küçük yaşta evlilikler, töre cinayetleri gibi. CHP Kadın Kollarının bölgede kadınlara yönelik çalışmaları var mı?

Kemal Kılıçdaroğlu: CHP Kadın Kollan’nın bölgedeki çalışmalın yeterli düzeydedir dersek, doğruyu söylememiş oluruz. Geçmişte bu konuda bazı eksiklikler yaşandı. Şu anda yeni bir yapılanma ve yeni kadın kolları başkanıyla söz konusu birimin etkinlikleri hızlandı, kadınlarla alakalı her alanda çalışmalar yürütülüyor. Ama bana göre Güneydoğuda kadınlar için siyasal girişimlerden çok, sivil toplum girişimlerine ihtiyaç var. Zira siyasi partilere şu ya da bu nedenle biraz mesafeli yaklaşılıyor. Herkesin kafasındaki dünya görüşüne, eğilimlerine göre bir siyasi parti tercihi bulunuyor. Ama sivil toplum örgütleri ya da kadın girişimciler oraya gider; kadınların sorunlanna yönelik, onlann eğitimlerine, ekonomik özgürlüklerine yönelik projeler götürebilirlerse, farklı siyasi görüşte de olsalar, kadınlan ortak paydada buluşturabilirler.


Bu konuda bazı önemli girişimlerin olduğunu biliyoruz. Örneğin; KAGİDER (Kadın Girişimciler Demeği) ya da kız çocuklarının okutulmasına yönelik projeler geliştiren Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği gibi. Ayrıca kadınlara el becerisi kazandırıp, ürünlerinin satılmasına yardımcı olan ve onlara ekonomik güvence sağlamaya çalışan bölgesel kadın girişimleri mevcut. Çalışmalar yeterli olmamakla birlikte, eskiye oranla artarak devam ediyor. Bu da bizi son derece mutlu ediyor…

Özlem Coşkun – Berlin.KADINCA.eu– 01.05.2019 – 02:00

1 Comment

  1. Canlar cani topragim, biz medeniyet insanlariyiz Özgürlüklere kilit wurmayan modern ve Kültürlü insanlariz, sarik carik köleliklen zorbaliklan insanlari kullanmaklan asla isimiz olmaz Vicdanimiz o kadar yüce ve yüksektirki hata yapmamak icin kendimizi üzeriz asla bir baskasini üzmemeyiz, ama bir yere kadar, haksizliga asla boyun egmeyiz susmayan kültürüz Tunceli bizimlen biz Tunceli ile grur duyuyoruz, Türkiyenin kültür seviyesi birince olan tek il Tunceli dir benim Memleketim hak bizden yanidir biz ihaneti sevemeyiz,

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*