YAŞAYAN OSMANLI: CUMALIKIZIK

Şimdilerde Bursa’nın bir mahallesi olan Uludağ’ın eteklerindeki Cumalıkızık yaşayan bir Osmanlı köyü. Cumalıkızık, adeta yeşillikler arasında saklı bir cennet.

Son yıllarda birçok film ve diziye ev sahipliği yapan ve Osmanlı sivil mimarisinin en güzel örneklerini barındıran köy, tüm Türkiye’de ve hatta dünyada da tanındı. Özellikle hafta sonlarında binlerce kişi çekimlerin yapıldığı mekanları görmek için köye geliyor.

Köyün Osmanlı’nın ilk yıllarında kurulduğu kabul ediliyor. Söylenceye göre Tokat civarında yaşayan Kızıklar, Karakeçili aşiretinin bulunduğu bölgelere göç ederek Ertuğrul Gazi’den yerleşmek için yer istemiş. Ancak Karakeçililer buna karşı çıkınca Ertuğrul Gazi, Kızıkları Uludağ’ın kuzey eteklerine yerleştirmiş, böylece kızık köyleri kurulmuş. Başka bir görüşe göre Uludağ’ın vadileri arasında sıkışıp kalan köylere konumları nedeniyle kızık adı verilmiş, diğer köylerin Cuma namazlarını burada kılmaları nedeniyle bu köy Cumalıkızık olarak adlandırılmış.

Söylenceler bir yana, köyün geçmişinin çok eskilere dayandığı biliniyor. Köyün yakınlarındaki Ihlamurcu mevkiinde Bizans dönemine tarihlenen manastır kalıntıları var. Hatta bazı evlerin duvarlarında bu kalıntılardan getirildiği anlaşılan mermer parçaları görülüyor. Bizans kaynaklarında Uludağ’ın eteklerinde onlarca manastırın bulunduğu kayıtlıdır, ki bu nedenle Osmanlı Uludağ’ı Keşiş Dağı olarak adlandırmıştı.

Cumalıkızık’ta Osmanlı’nın ilk döneminden itibaren yerleşimin olduğu 1685 yılına ait bir belgeden de anlaşılıyor. Fidyekızık köyüyle yaşanan bir su anlaşmazlığından söz eden belgeden köyün Orhan Gazi döneminden beri vakıf arazisi olduğu biliniyor. Eskiden Cumalıkızık gibi bir mimari dokuya sahip oldukları bilinen Fidyekızık, Değirmenlikızık ve Hamamlıkızık gibi diğer kızık köyleriyse Yunan işgali döneminde yakılmış, geriye bir tek Cumalıkızık kalmış.

Şimdi köyü dolaşmaya başlayalım. Ankara yolundan köye ulaşan asfalt yol, köyün girişinde yerini taşla döşeli bir yola bırakır. Köyün eski mezarlığının içinden geçen yol köy meydanına ulaşır. Ulu çınar ağaçlarının gölgelediği meydanda köylülerin kurduğu tezgahlar vardır. Burada kaynak sularıyla yetiştirilmiş organik meyve ve sebzelerle, tarhana, reçel, salça ve erişte gibi el emeği ürünler satılıyor.

Meydandan köyün içine giden dar sokaklar başlıyor. Sokak aralarında da kadınların kurduğu tezgahlar var. Yassı taş döşeli ve dar sokaklar köyün kurulduğu eğimli araziyle uyumlu. Ancak köyün bir plan içerisinde geliştiği söylenemez, ihtiyaç duyuldukça yeni evlerin yapıldığı ve sokakların geliştiği anlaşılıyor. Köyde hemen hemen herkes birbiriyle akraba olduğu için evler iç içe inşa edilmiştir. Aslında Cumalıkızık’ın bugüne dek bozulmamasının sırrı da burada yatıyor. Köylüler asla yabancılara ev ya da arazi satmıyor. Hatta bu köyden olmayan birinin köyde esnaflık bile yapması olanaksız. Böylece Bursa’nın diğer köylerinde görülen çarpık yapılaşma, kendi kabuğuna çekilmiş Cumalıkızık’ta görülmüyor. Velhasıl Cumalıkızık’ın  yüzlerce yıllık evlerinde yaşam sürüyor.

Çocukluğumun Bursa’sında birçok köy ve mahalle Cumalıkızık gibiydi. Ahşap evlerin bir hayli masraflı olan bakımına içinde oturanların gücü yetmedi. Korunmaya alınmış evlere de çivi çakılmasına izin verilmeyince çoğu kaderine terk edildi. Evlerin büyük bölümü betona yenik düştü, meyve bahçeleri ya fabrika oldu, ya da alışveriş merkezi. Özetle Yeşil Bursa tanınmaz hale geldi. Ne acıdır ki yalnızca Bursa’da değil tüm Türkiye’de otantik dokusunu korumayı başarmış Osmanlı yerleşimi sayısı bir elin parmağını geçmiyor.

CUMALIKIZIK EVLERİ

Aslında 350 hane olduğu  bilinen köydeki evlerin bir çoğu bakımsızlıktan yıkıldığı için günümüzde 180 tanesi kullanılmaktadır. 1980 yılında korunmaya alınan köyde 133 tescilli eser var. Bunlardan 128’i sivil mimarlık örneği, ikisi anıtsal yapı (cami ve hamam), ikisi köy meydanındaki çınar ağacı ve biri de caminin doğusundaki çeşme.

Cumalıkızık evleri genellikle üç katlı. Bu ev tipine Bursa çevresindeki köylerde sıkça rastlanır. Cumalıkızık evlerinde hayat bölümü en çok kullanılan mekandır. Kah taş duvarlarla çevrili avludan, kah da kapıdan hayata ulaşılır. Hayatın ürünlerin depolanmasından, eğlencelerin düzenlenmesine dek pek çok işlevi bulunmaktadır.

Hayattan geçilerek girilen iç avluda fırın vardır. Burada ekmek ve börek pişirilir, çamaşırlar yıkanıp, kurutulur. Kümesler de iç avluda yer alır. Evlerin zemin katında ahır, mutfak, ocak ve tuvalet gibi birimler bulunur.

Kış aylarında kullanılan birinci kat genelde aile büyüklerinin oturduğu odalara ve salona ayrılmıştır. Aile bu katta bir araya gelir ve yemeğini yer. İkinci katta ise büyük bir sofa ve ona paralel odalar vardır. Eve gelin geldiğinde bu kattaki odalardan biri ona verilir. Misafir odaları ve yatak odaları yine bu kattadır, serin olması nedeniyle yaz aylarında bu katta yaşanır. Bursa köylerinde ikinci katlarda evin neredeyse yarısını kaplayan salon vardır. Bu geniş salon eskiden ipekböceği yetiştirilmesi, ya da incir, erik gibi meyvelerin kurutulması için kullanırdı.

Köyün evleri iç içedir, ancak evlerin ilk katı ve avlu moloz taştan örülmüş yüksek duvarlarla çevrilidir. Sokağa bakan pencerelerde de dışarıdan evin içinin görülmemesi amacıyla kafesler vardır.

Evlerin çift kanatlı kapıları ve cumbaları da son derece etkileyicidir. Pencere önleri renk renk çiçeklerle süslüdür. Evlerin duvarları çamurla sıvanmış, sıvanın üstünde de çivit mavisi gibi göz alıcı boyalar kullanılmıştır.

KÖYÜN MÜZESİ BİLE VAR

Ahşap direkleri, başlıkları, kemerleri ve kalem işleriyle süslü Cumalıkızık Camisi de görülmeye değerdir. Sıkı durun, bu köyün bir müzesi bile var. Caminin tam karşısındaki etnografya müzesinde köyden toplanmış eşya ve belgeler sergileniyor. İki katlı müzeyi köylüler açıp kapatıyor. Cami ve müzenin karşısında da köyün kahveleri sıralanıyor.

Osmanlı  hamamı da görülmeye değer. Uludağ’ın eteklerinde kurulan köyde su boldur, bir çok sokakta buz gibi su akan çeşmeler vardır. Köyün çevresi meyve ağaçlarıyla kaplıdır. Yakın zamana kadar köyün sırtları kestane ormanlarıyla kaplıymış, şimdiyse hastalık nedeniyle kestane ağaçları azalmış. Köyün en ünlü meyvesi ise “ahududu”. Her yıl haziran ayında düzenlenen Ahududu Şenliği ile hem yerel ürünlerin, hem de köyün tanıtımı yapılıyor.

Cumalıkızık, biraz da sosyolojik özellikleri sayesinde kendisini korumayı başarmış. Eğer tipik Osmanlı köyünü tanımak ve huzurlu bir gün geçirmek istiyorsanız Cumalıkızık’ı mutlaka görmelisiniz.

Dr. Ersoy Soydan Berlin.KADINCA.eu 10.06.2019 – 03:30

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*